Ayın 24ünde okul bizi İstanbul’a götürüyor. İstanbul diyince aklıma her zaman ki gibi Aslı geliyor. Fındıklı’dan Ataköy’e gidişlerim, Ataköy’den Aslı’yı aldığım ve beraber Taksim’e gittiğimiz günler, boş boş dolaştığımız günler, ne yapacağımızı bilmeden, gülümseyerek.
Bir keresinde onu evinden almıştım, Taksim’e giderken, ilk defa hayallerimi ona anlatmıştım ve hayallerimde ki tek eksiğin o yanımda ki insan olduğunu söylemiştim, o da seve seve o insan olabileceğini söylemişti, sonra Rosey-Love başladı ve beraber söyleyerek devam etmiştik yolumuza. Keyfim inanılmaz yerindeydi.
Çok kötü zamanlardan sonra Ankara’ya gitmiştim biraz hava değişikliği olsun sömestre tatilinde diye. Dilimi ve kaşımı deldirmiştim, lise arkadaşlarım yanımdaydı, Sertaç, Onur vs. keyfim yerine gelmeye başlamıştı, bi de en büyük etken kuzen Zeynep ve onun etrafa saçtığı pozitif enerjiydi. Sonra berabercene İstanbul’a gitmiştik. Geceleri dışarılarda sürtüyorduk, hayal kahvesi, kemancı, alman birahanesi... Her yere gidiyorduk kafamızın estiği. Dilim deldirdim diye Zen’e süpriz yapmak istedim ve onu aradım. Ertesi gün onunla buluştuk, yanında sevgilisi Kenan ve Aslı ☺, galiba ilk tanışmamızdı adam akıllı, Aslı ile. İki üç gün boyunca beraberdik, çok keyifli günlerdi, hakikaten kendimi kendim gibi hissettiğim günlerdi ve tamamen mutlu olduğum.
Pazartesi Zen’in Eskişehir’e geri dönmesi gerekiyordu, neden hatırlamıyorum, beraber dönecektik, pazar akşamı öyle bir sarıldık ki birbirimize, asla dönmek istemedim Eskişehir’e veya her nereye ise, İstanbul’da kalmak istiyordum, hatta sarılmamız bitmesin istiyordum.
Perşembe 14şubat’tı ve ben ne yapıp edip geri döndüm İstanbul’a ama 14ünde buluşamadık, 15inde işte malum hikaye, evinden aldım, yolda Love çaldı, beraber Bronx’a gittik, orada... Sanki sadece biz vardık başka kimse yoktu....
Bir hafta sonu o Eskişehir’e gelmişti, ilk beraber kalışımızdı, Cumartesi uyandığımda o hala uyuyordu, hafiften yanağına bir öpücük kondurdum, gittim yüzümü yıkadım, puzzle vardı yarım bir şekilde onun başına oturdum, uyandırmak istemedim onu. Sonra yanıma geldi sessizce kucağıma oturdu ve 2-3 saat hiç konuşmadan puzzle yaptık. Galiba hayatımın en mutlu 2-3 saatiydi. Ondan sonra başka birisine aşık oldum, inişli çıkışlı bir sürü şey yaşadım, hayatımı doyasıya yaşadım, bazen de hiç birşey yapmadım ve bomboş vakitler geçirdim, farklı insanlar farklı yerler, bir çok şey iyisiyle kötüsüyle ama ne zaman huzur desem, ne zaman sakinlik ve sevgiyi, yalnız olmadığım düşüncesini hissetmek istesem, aklıma o 2-3 saatlik zaman gelir.
Hayattan beklentim çok fazla değil, evet biliyorum istediğim bir çok şey var, yapmak istediğim, olmasını istediğim ama sonuçta ulaşmak istediğim nokta çok basit bir nokta, hani Anadolu Hayat reklamında dediği gibi, “evdeki huzur, zenginlik budur” işte benim için en önemli şey o ve bunu ne zaman istediğimi söylesem kendime tasvirim bu yazıda kigibi oluyor; Aslı ile geçirilmiş o 2-3saat. Biliyorum şimdi her şey çok daha farklı, Aslı’yı özlüyorum ama artık onun, o Aslı olmadığını, benim o zaman ki ben olmadığımı çok iyi biliyorum, ama geçmişe dair anılarımdan farklı bir özelliği var bu anımın, karşımda ki Aslı olsada Aslı olmasa da ben o an hissettiğim şeyi hissederek yaşlanmak istiyorum, yani geçmişimde ki bu anı bir tasvir, bir hikayeden çok...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Gizli Özne
Sürekli dönüp dönüp onun yazdıklarını okuyorum. Facebook'ta onun resimlerine bakıp duruyorum, beraber yazışmalarımızı yeniden yeniden...
-
Nedense canım sıkıldıkça yazıyorum ve sonuçta sizin de canınızı sıkacak bir şeyler yazmış oluyorum. Biraz kitap okuyayım dedim, kita...
-
Photographs by Bora & Özgür Ulutaş, but registered by Bora Ulutaş. Don't use... :)
-
Aslında aklımda pek bişey kalmadı İstanbul gezisinden, sadece bir iki isim ve sıkıntılı bir dönüş yolculuğu. Bir önceki yazı...
huzur insanın kendine yakışanı giymesidir:)istediğin huzura nasıl kavuşacağını bilmiyorum.keşke bilseydim de sana söyleyebilseydim.belki o zaman herşey daha kolay olurdu. ama bizim bi teori vardı 2kıtalma teorisi' diye. vakti zamanında dayım ve arkadaşları uydurmuş bunu.aslında bilinen bişey ama teoriye dökülünce karizmatik olmuş.neyse lafı uzatmayalım; bu teoride mevzu bahis konusu çok istediğin birşeyi tamamen ama gerçekten aklından çıkarırsan o şey gerçekleşir... gerçekten oluyo. tecrübeyle sınanmıştır. ama sonra da bişeyin farkına vardım bu teoride; istediğin şeyi tamamen aklından çıkarman için onu artık istemiyo olman gerekiyo.yani canım sonuç olarak hayat hep ironik ve öyle olmaya devam edicek. sen ne zaman illallah artık bi bok istemiyorum diceksin, işte o zaman huzura kavuşacaksın.o zaman bu seni belki çok mutlu etmiycek ama huzurlu olacaksın. belki mutsuz ama huzurlu. bu kadar realite rahatsız ettimi??pardon.sustum
YanıtlaSilistemediğin zaman, hiç aklında yokken sana biri araba alsa!!! neden mutlu olmayasın
YanıtlaSilYaşamaya devam edeceksin, kendi ayaklarının üzerinde durduğun zaman, "keşke" demeden o zaman her şey güzel olacak.
Kelin ilacı varsa ama sürecek eli yoksa o naaapsın. Yani herşeyin cevabı bende saklı ama kullanabilene aşk olsun :)