MSN, Cep telefonu vesaire; bunların hepsi insanlara kolay ulaşmanın yolları. Okadar alışmışız ki insanlara kolay ulaşmaya, nasıl olsa ulaşırım zihniyetiyle, kimseyi aramıyoruz.
Her gün dışarıdan eve gelince girmeden önce posta kutusuna bakarım bişey gelmiş mi diye, garip gelecek belki ama artık fatura bile görsem seviniyorum. Sonra eve girer üstümü başımı değiştirir, tuvalete girer, elimi yüzümü yıkar, buzdolabından içecek birşey alıp açarım televizyonu. Sonra bilgisayarı açar mail gelmiş mi diye bakarım; son zamanlarda subscribed news bile gelmiyo. Telefonum ve messenger im kapalı huzurluyum çünkü birinin online olması ve “merhaba” dememesi veya “merhaba” lardan sonra uzun bir süre bişey yazmaması, onların online olduğunu görememekten çok daha kötü. Bundan sonra insanlara daha çok mail yazmayı istiyorum, yani biliyorum elden yazamıycağım için yani üşeneceğim için e-mail daha makul bir şey olacak. Sonra insanlar bu maili aldılar mı almadılar mı bilemiycem ama aldıklarında bi gün ona cevap yazacaklarını biliyorum ve insanın kendini çok daha iyi hissedeceğine eminim.
Başarmak da zor sonuçta herkes benim gibi alışmış messenger’a...
Pazartesi, Şubat 06, 2006
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Gizli Özne
Sürekli dönüp dönüp onun yazdıklarını okuyorum. Facebook'ta onun resimlerine bakıp duruyorum, beraber yazışmalarımızı yeniden yeniden...
-
Nedense canım sıkıldıkça yazıyorum ve sonuçta sizin de canınızı sıkacak bir şeyler yazmış oluyorum. Biraz kitap okuyayım dedim, kita...
-
Photographs by Bora & Özgür Ulutaş, but registered by Bora Ulutaş. Don't use... :)
-
Aslında aklımda pek bişey kalmadı İstanbul gezisinden, sadece bir iki isim ve sıkıntılı bir dönüş yolculuğu. Bir önceki yazı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder