Her gün, her an herkes gibi hayata biraz daha anlam yüklemeye çalışıyorum. Bazen bu arayışta kendimi bile kaybediyorum, çoğunluğun aksine... “ayrılıcam” diyen bir insana içimden “hayır ayrılma” demek istedim, yapmadım çünkü altı boş bir bencilliğim vardı, ayrılışı benim çok küçük bir ihtimal, çok az işime yarayabilirdi... Gerçi benim dememle birşeylerde değişmezdi ama en azından kendime düşen şeyi yapmış gibi hissederdim. Daha mı iyi olurdu bilmiyorum ama bugün ona baktığımda gülümseyişini gördüğümde bir an sevindim ve ardından özgürlüğünü geri kazanmasıyla beraber beklentilerini kaybettiğini farkettim, sevgilisiyle beraber beklentilerini de çöpe atmıştı. Geri kalan sadece planladıkları ve gerekliliklermiş gibiydi.
Bugün kendimi zorluyorum resmen, dışarıda dolaşmak, insanlarla kaynaşmak ve kendimi geliştirmek, hayattan daha zevk alır hale gelmek için. Tamam kabul ediyorum dışarıda sevdiğim insanlarla beraber olmak gerçekten mutluluk ve keyif verici bir durum, en azından çoğu zaman, ama eve döndüğümde birden herşey yine değişiyor çünkü o keyif verici zaman yine yeniden yalnızlığımla çarpışıyor, çünkü böyle birşeyin ardından o mutluluğu gözlerinde görmesini istediğin birisiyle, gözlerini uykuya kapatmayı istiyorsun ve tek gördüğün senin o mutluluğunu hissedemeyen, seni görmeyen kitaplar, defterler ve bilgisayar ekranları.
Tamam biliyorum, yanımda o paylaşacak insan varken yaşatmadım o mutluluğu, belkide onunla mutsuzdum bilmiyorum, yada gerçekten sorunlu bir insanım. Bugün bazı gerçeklerle yüzyüze, bazı sorunlarımı gidermiş şekilde insanların içine karışıp mutluluk, sevgi ve keyfi paylaşıyorum, fakat gün sonunda yine kendimle yüzyüze yine aynı pesimist duygularla başbaşa...
Artık kim olduğumu hiç bilmiyorum, ne severim, ne sevmem, ne isterim ne istemem... Fobilerim hobilerim. Sanki “o” benim için son şans, son anlamdı ve artık ne kim olduğumu, ne istediğimi hiç birşeyi bilmiyorum... Kimim ben.... Hayatımda birisi olsun istiyorum, beni seven anlayan, sevdiğim ve en ince ayrıntısına kadar her şeyi paylaşabildiğim...
Yok rahatlayamıyorum dudağından öpmeden, oysaki emin bile değilim 2 sene önceki gibi aşkımdan. Sahiplenme duygusu mu acaba bütün bu? “öptüm artık, benim bu” saçmalığı mı?
Kafamı toparlayamıyorum artık, zaten toparlayamazdım ya zaten iyice boka sardım. Delirmekten korkuyorum, kafayı iyice yitirmekten. Hayata dair zevk aldığım sıkılmadan yaptığım şeyleri bulmam lazım, kendimi yeniden tanıyıp, haritamı yeniden çizmem lazım ve artık bir an önce yapmalıyım, neden bir an önce bilmiyorum sadece sürekli bişeylere gecikmiş olmaktan çok sıkıldım ve “o”nun gibi bişeyleri yapmakta geciktiğim için bişeyleri kaybetmek istemiyorum çünkü gerçekten zor kazandığım şeyler bir an, bir lafla yok olup gidiyorlar.
Pazar, Mart 13, 2011
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Gizli Özne
Sürekli dönüp dönüp onun yazdıklarını okuyorum. Facebook'ta onun resimlerine bakıp duruyorum, beraber yazışmalarımızı yeniden yeniden...
-
Nedense canım sıkıldıkça yazıyorum ve sonuçta sizin de canınızı sıkacak bir şeyler yazmış oluyorum. Biraz kitap okuyayım dedim, kita...
-
Photographs by Bora & Özgür Ulutaş, but registered by Bora Ulutaş. Don't use... :)
-
Aslında aklımda pek bişey kalmadı İstanbul gezisinden, sadece bir iki isim ve sıkıntılı bir dönüş yolculuğu. Bir önceki yazı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder