Belli şeyleri aşmak, belli çizgilerden geçmek... Hakikaten çizgi kavramı bana çok doğru geliyor, ip incecik bir çizgi, çok kısa bir an. 4 ay boyunca hergün eksiksiksiz acı çektim, belki hala öyleyim ama 4 aydır kesinlikle acınacak durumdaydım. Sonra birden bire 14Şubat’ta dipe vurdum (beklenen şekilde), ağladım zırladım, ağıza alınmayacak şeyler söyledim Gülşah’a, ertesi gün o bana!, sonra ben ona ve en sonunda hakikaten neler hissettiğini yazan bir mail aldım ondan. Tabii ki hoş şeylerden bahsetmiyordu. Ona teşekkür ediyorum bu maili için, i mean it!
Galiba baştan beri istediğim buydu, gerçekleri duymak, sevginin içindeki nefreti bilmek. Gerçeklerin özgürleştirdiği söylenir ya!
Ve şimdi ondan bahsetmek üzmüyor beni, sadece gereksiz geliyor çünkü ilk defa geriye bakmadan ileriye bakıcam. Artık geçmişime bir dur demem gerekiyor yoksa hiç bir zaman kıçımı bu koltuktan kurtaramıycam...
Bi de sabır var, bana bahşedilmemiş olan, öğrenmem gereken...
Her neyse! Kafamın karışık olmadığını söylemedim zaten...
Salı, Şubat 21, 2006
Cuma, Şubat 17, 2006
3gün 3gece (coming soon)
Şubatın 9undan ayın 12sine izmirden başlayıp, fransa ve sonra istanbulda, hala ismini bilmediğim dünyalar güzeli bir kızla yaptığım yolculuğu anlattığım bir journal. Hala bitiremedim, hafızam zannettiğimden de zayıf. Çok yakında bu blogun yerini alacak.
Beni tanımak isteyenler için
Eğer bir insanı tanımak istiyorsan beynine bakmak gerekir diyenlerdenseniz.
Beyni kocaman bir şehre benzetirsek:
Mantığım; şehrin en çok enerji tüketen kısmı ama çin elektronik sanayi gibi, bişeyler kullanışsız veya çürük de olsa üretime giren herşey piyasaya dağıtılır. Şehrin enerji ihtiyacı sırasında ilk “shut down” olan yerimdir.
Zekam; eğer burası 100bin kişilik bir şehirse, on kişilik bir büro gibidir ama çalışanlar iyi seçilmiştir. Yani kaliteli iş yaparlar ama çok yavaş iş çıkar.
Hafızam, iş merkezlerinin yoğunlaştığı yer gibidir, gece gündüz bir trafik bir hengame içinde yaşar oradakiler. Bazı sektörler çok zayıftır.
Anlayış; derseniz onlar polis, itfaiye, hastane gibidir. Anlayış bütün iç huzuru sağlar.
İrade ve istekler; zenginlerin ve sonradan görmelerin yaşadığı yerlere benzer.
Huzur veren kısım; denize nazır, gerçekten zevle inşaa edilmiş, planlaması iyi yapılmış ama kimsenin yaşamadığı bir yerdir, çünkü tek eksiği mantık bölgesine çok yakın olmasıdır.
Ve gece kondu mahallesi, oraya polisler bile giremez, orada bilinmeyenler, korkular ve güvensizlikten doğan nefret cirit atar ve girişi yasaktır, çıkanları da durdurmak zordur.
Beyni kocaman bir şehre benzetirsek:
Mantığım; şehrin en çok enerji tüketen kısmı ama çin elektronik sanayi gibi, bişeyler kullanışsız veya çürük de olsa üretime giren herşey piyasaya dağıtılır. Şehrin enerji ihtiyacı sırasında ilk “shut down” olan yerimdir.
Zekam; eğer burası 100bin kişilik bir şehirse, on kişilik bir büro gibidir ama çalışanlar iyi seçilmiştir. Yani kaliteli iş yaparlar ama çok yavaş iş çıkar.
Hafızam, iş merkezlerinin yoğunlaştığı yer gibidir, gece gündüz bir trafik bir hengame içinde yaşar oradakiler. Bazı sektörler çok zayıftır.
Anlayış; derseniz onlar polis, itfaiye, hastane gibidir. Anlayış bütün iç huzuru sağlar.
İrade ve istekler; zenginlerin ve sonradan görmelerin yaşadığı yerlere benzer.
Huzur veren kısım; denize nazır, gerçekten zevle inşaa edilmiş, planlaması iyi yapılmış ama kimsenin yaşamadığı bir yerdir, çünkü tek eksiği mantık bölgesine çok yakın olmasıdır.
Ve gece kondu mahallesi, oraya polisler bile giremez, orada bilinmeyenler, korkular ve güvensizlikten doğan nefret cirit atar ve girişi yasaktır, çıkanları da durdurmak zordur.
Pazar, Şubat 12, 2006
Yalnız
Tamam komik biliyorum, sürekli dizi izleyip bişeyler düşünüp onları yazıyorum. Napıyım evdeyim işte. Şimdi de six feet under denen diziyi izliyorum. Bu bölümün başında bir kadın eve geliyo, evi çok temiz, üstünü değiştiriyor ve mutfağa geçip kendine bişeyler hazırlıyo. Hazırladıklarını yerken bir şeyler boğazına kaçıyor ve ölüyor. Olaydan 1 hafta sonra buluyorlar kadını, sonra araştırılıyor ama kimse bulamıyorlar yakını filan. Yalnız ölmek istemiyorum, yani en azından öldükten 2-3 gün sonra birileri beni merak eder ve cesedimi tam çürümeden gömerler umarım :)
Cumartesi, Şubat 11, 2006
Yazmak istiyorum
Saatlerce yazmak istiyorum insanlar okusun ya da okumasın yazmak istiyorum. Televizyonu konu bulmak için izliyorum resmen ama beni yavaş yavaş çürütüyo. Aptal kutusu diye boşuna dememişler, aptal değilsen bile aptallaşıyorsun bir süre izledikten sonra. Gerçi ben biraz dozunu kaçırdım galiba bu aptal kutusu işini ve feci şekilde aptallaşmaktayım.
Bende bi gariplik var insanlarla diyaloğa giremiyorum. Çok fazla kendi içime kapanmaya başladım. Kimseye bişey anlatasım gelmiyor, kimseyle bişey konuşasım. Belki de anlatacak bişey yoktur bilemiyorum. Gerçi biraz olsun Zeynep gibi olmak isterdim çünkü hatun her küçük olaydan saatlerce anlatacak bişeyler bulabiliyo.
Ders notları belli oldu! 1,25 ortalamam var ve bu beni acayip kötü yaptı, evden çıkmak istemiyordum şimdi hiç istemiyorum, sadece hangi derse çalışmaya başlasam şimdiden diye düşünüyorum.
Aslı online ☺ onun sadece online olduğunu görmek rahatlatıyor beni. Sormak istiyorum napıyorsun, ne düşünüyorsun diye ama ne biliim çekiniyorum ona karşı garip bi his ona karşı hissettiklerim. Sanki zamanını bekliyormuşum gibi. Bilemiyorum anlam veremediğim bişiy. Evet onu hep sevdim, hep yanımda olsun istedim, ama hiç olamadı. Şimdi burada olsaydı ☺ ne güzel olurdu, sessiz sakin bir şekilde uyanırdık, hiç bir şey söylemeden, bir şeyler yerdik, belki oturup bir film koyardık... Bilmiyorum galiba Aslı ile yaşanan o sessizlik anı, inanılmaz huzur beni ona sürekli yönlendiren. Onun olmayacağını biliyorum ama galiba onun gibi bir karım olsun istiyorum.
Hayatımda artık abartı şeyler istemiyorum, sadece huzur ve mutluluk (az olsun öz olsun). Gerçi daha fazlasını hiç istemedim zaten ama bunu istemem bile bazen fazla geldi insanlara. Hani Anadolu Sigortanın bir reklamı vardı; adam ayanın karşısında, kendisine filan bakıyordu, yeni traş olmuş, karısı yanağından öpüp gülümsüyordu, adam “evdeki huzur zenginlik budur” diyordu sonunda. İşte benim istediğim sadece bu.
Gerçi galiba herşeyde olduğu gibi sadece istiyorum, yukarıda notlarımdan bahsedip sonra burada çok mu şey istiyorum diyorum ama duruma bakılırsa çok şey istiyorum. Bişeyler yapmam gerekirdi, ders almış olmam. Ders aldığımı düşünüyorum ama o kadar yavaş davranıyorum ki bişeyleri düzeltmekte; hani bebek adımları (hep amerikan filmlerinde dizilerinde duyuyorum bu lafı) benim ki biraz bebek adımından da öte sanki yeni doğmuş bir bebeğin adımları ya da kaplumbağa’nın bebeğinin adımları gibi. Eğer hayatımda birşeyler yolunda gitsin istiyorsam, huzur ve mutluluk istiyorsam ilk önce zemini benim hazırlamam lazım...
Şimdi Rome denen dizi var CNBC-e de, gerçi reklamlar girdi araya. Arçelik reklamını izledim de, o robot benim sinirime dokunuyo. Yani bi robot kendini ancak bu kadar beğenebilir, bu kadar megoloman olabilir. Yani var olsa gerçekten onun çenesini kırmak isterim. Bana cani diyorsanız kendinizi çok fazla reklamlara kaptırmışsınız demektir; o bir robot, robot, makine yani, içinde vidaları var, sinir sistemi yok, canı acımaz. Sinir sistemi yok ama benim sinir sistemimi alt üst ediyo...
Bende bi gariplik var insanlarla diyaloğa giremiyorum. Çok fazla kendi içime kapanmaya başladım. Kimseye bişey anlatasım gelmiyor, kimseyle bişey konuşasım. Belki de anlatacak bişey yoktur bilemiyorum. Gerçi biraz olsun Zeynep gibi olmak isterdim çünkü hatun her küçük olaydan saatlerce anlatacak bişeyler bulabiliyo.
Ders notları belli oldu! 1,25 ortalamam var ve bu beni acayip kötü yaptı, evden çıkmak istemiyordum şimdi hiç istemiyorum, sadece hangi derse çalışmaya başlasam şimdiden diye düşünüyorum.
Aslı online ☺ onun sadece online olduğunu görmek rahatlatıyor beni. Sormak istiyorum napıyorsun, ne düşünüyorsun diye ama ne biliim çekiniyorum ona karşı garip bi his ona karşı hissettiklerim. Sanki zamanını bekliyormuşum gibi. Bilemiyorum anlam veremediğim bişiy. Evet onu hep sevdim, hep yanımda olsun istedim, ama hiç olamadı. Şimdi burada olsaydı ☺ ne güzel olurdu, sessiz sakin bir şekilde uyanırdık, hiç bir şey söylemeden, bir şeyler yerdik, belki oturup bir film koyardık... Bilmiyorum galiba Aslı ile yaşanan o sessizlik anı, inanılmaz huzur beni ona sürekli yönlendiren. Onun olmayacağını biliyorum ama galiba onun gibi bir karım olsun istiyorum.
Hayatımda artık abartı şeyler istemiyorum, sadece huzur ve mutluluk (az olsun öz olsun). Gerçi daha fazlasını hiç istemedim zaten ama bunu istemem bile bazen fazla geldi insanlara. Hani Anadolu Sigortanın bir reklamı vardı; adam ayanın karşısında, kendisine filan bakıyordu, yeni traş olmuş, karısı yanağından öpüp gülümsüyordu, adam “evdeki huzur zenginlik budur” diyordu sonunda. İşte benim istediğim sadece bu.
Gerçi galiba herşeyde olduğu gibi sadece istiyorum, yukarıda notlarımdan bahsedip sonra burada çok mu şey istiyorum diyorum ama duruma bakılırsa çok şey istiyorum. Bişeyler yapmam gerekirdi, ders almış olmam. Ders aldığımı düşünüyorum ama o kadar yavaş davranıyorum ki bişeyleri düzeltmekte; hani bebek adımları (hep amerikan filmlerinde dizilerinde duyuyorum bu lafı) benim ki biraz bebek adımından da öte sanki yeni doğmuş bir bebeğin adımları ya da kaplumbağa’nın bebeğinin adımları gibi. Eğer hayatımda birşeyler yolunda gitsin istiyorsam, huzur ve mutluluk istiyorsam ilk önce zemini benim hazırlamam lazım...
Şimdi Rome denen dizi var CNBC-e de, gerçi reklamlar girdi araya. Arçelik reklamını izledim de, o robot benim sinirime dokunuyo. Yani bi robot kendini ancak bu kadar beğenebilir, bu kadar megoloman olabilir. Yani var olsa gerçekten onun çenesini kırmak isterim. Bana cani diyorsanız kendinizi çok fazla reklamlara kaptırmışsınız demektir; o bir robot, robot, makine yani, içinde vidaları var, sinir sistemi yok, canı acımaz. Sinir sistemi yok ama benim sinir sistemimi alt üst ediyo...
Banka reklamları
Ne diyeceğimi bilemiyorum ama özellikle şu Fortis ve Akbank reklamları canıma tak etti. Fortis artık işi yüzsüzlüğe vurmuş durumda. Yakında Fortis’ten önce Fortis’ten sonra diye reklam verecekler. Gerisini verecek kadar manyak olduklarını zannetmiyorum ama bi de Fortis’ten çok sonra diye bişeyi de açıklasalar yine de reklamdaki karakterler gülüyo olacak tahminen. Bebeğiniz altını doldururken sizde bizim kasayı doldurun, olmaz mı?... Neyse Fortis reklamı bi yere kadar ama Akbank reklamı tam bir facia... Adam 20dakikada kredi almanın meziyet olduğunu zanneden bi embesil, bi de bunu japon ile amerika’lıya satıyo güyya ama dikkat edin araba japon markası! zaten krediyi de dolaylı olarak Amerika’lı veriyo, benzini de o satacak. Esas önemlisi arabanın içindeyken Türk’ün bakışları, resmen psikopat, lamı cimi yok, o kadar. İstemesenizde 40 kere izleyeceksiniz, bari sizde küfredin ki rahatlayasınız. :)
Bu hayatta mutlu olmak için bi devlet işlerinden bi de, bankalardan uzak durmalı. Önemli olan cidden zengin olmak değil, onlardan uzak durarak yaşamaya devam edebilecek para sahibi olmak...
Bu hayatta mutlu olmak için bi devlet işlerinden bi de, bankalardan uzak durmalı. Önemli olan cidden zengin olmak değil, onlardan uzak durarak yaşamaya devam edebilecek para sahibi olmak...
bişeyler yaptım
Sınavlar bittiğinden beri evdeyim. Sürekli oturdum, televizyon izledim, film izledim, çıktım para harcadım ve yapmam gerekenlerin hiç birisini yapmadım, ne bulaşık yıkadım, ne ortalığı topladım, varsa yoksa tv, bilgisayar... Bugün bi değişiklik yapıyım dedim ve bişeyler yapıyım diye düşündüm. Kötü de olsa bir dvdlik yaptım kendime (sonunda) bi de laptopun bacağıma ve şeyime verdiği sıcaklıktan yanmamı engelleyecek bir laptop sehpası yaptım. Onları yapmadan önce de tabii ki masamı topladım, üst dolaptan herşeyin altında kalmış olan kesme tahtamı çıkardım. Evet yine de çok bişey yapmış sayılmam ama en azından bişeyler yaptım... Birazdan da dün başladığım Nazlı Eray’ın Aşkı Giyinen Adam adlı sıkıcı kitabını okumaya devam edicem.
Neyse şimdilik ii geceler herkese saat 3 oldu :)
Neyse şimdilik ii geceler herkese saat 3 oldu :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Gizli Özne
Sürekli dönüp dönüp onun yazdıklarını okuyorum. Facebook'ta onun resimlerine bakıp duruyorum, beraber yazışmalarımızı yeniden yeniden...
-
Nedense canım sıkıldıkça yazıyorum ve sonuçta sizin de canınızı sıkacak bir şeyler yazmış oluyorum. Biraz kitap okuyayım dedim, kita...
-
Photographs by Bora & Özgür Ulutaş, but registered by Bora Ulutaş. Don't use... :)
-
Evleniyor, mail atmış, yaşadığımız günlerin ardından onunla ne büyük bir aşk yaşadığını anlatmış. Gerçekten evleniyor ve buna istekl...