Cumartesi, Aralık 02, 2006

Yabancı

        Evimdeyim tek başıma bilgisayar ekranın başında, kendimle hiç kimseyi ummadan zaman geçiriyorum, arka fonda Elgar Çello konçerto eski günlerde ki gibi, ama bu sefer DuPre’den güzel çalan ellerin sahibine yazmıyorum yazılarımı, o tamamen çıktı kalbimden. Artık beni, olmayacak gerçekler, açılamayan muhabbetler, yaşanamayan saatler ağlatıyor. Bazen tek başımayken yalnızlığıma, bazen kalabalıkta yalnızlığa ağlıyorum hüngür hüngür, duyulmuyor sesim ama ağlıyorum kendimle baş başa. Hergün biraz daha ağlıyor, biraz daha güçleniyorum ve bir o kadar yalnızlığa daha fazla alışıyorum. Artık beklemiyorum hayatımdan birer parça daha kopararak hayatımdan çıkacak insanların hayatıma girmesini, elimdekine, kendime bakıyorum.

        Kelimelerin sadece klavye tuşlarında, aşkın sadece avatar resimlerinde, hayatın dosyalar içinde olduğu bir hayatı yaşıyorum. Zaman zaman anlamsız gülüyor, odamda aynanın karşısında kendimle dans ediyorum, konuşmuyorum yanımda birisi olsa da, onu veya onları taklit ediyorum, çünkü ben sadece benleyken benim, diğer insanlarda görünmez adamı oynuyorum, yavaş yavaş görünmez adam ben oluyorum. Artık kahkahalar atılırken ismim yok arada, sadece “o çocuk” var!

        Özgür doğdum, Özgür oldum hep, kimseye hesap vermeden özgürlüğümü, yalnızlığımı yaşıyorum, bu yolu ben seçtim, ismimin anlamını öğrendiğimde ve şimdi hayata anlam katmaya çalışmıyorum, hayatı paylaşmıyorum, sadece devam ediyorum, sadece hayata bir fazlalık katıyorum, belki de her insanın yaptığı gibi. Devam ediyorum, biteceği yere kadar...

        ...Ve yavaş yavaş kendime yabancılaşıyorum, insanlara yabancılaştığım kadar.

        Teker teker dökülüyor kelimeler ellerimden, nereye gittikleri belirsiz, hayatımda ki saniyeler gibi anlamsızca ve gelişigüzel. Olması gerektiği gibi, teker teker, aynı. Sakinliyor bazen içimdekiler ve daha fazla yok oluyorum, çünkü hissiz, fırtınasız değişmiyor, anlam katmıyor; bir yere varamıyorum...

5 yorum:

  1. Yaşlar büyüdükçe, Özgürlüğün bedeli büyüyen bir yalnızlık. Aşk ise, kısa bir süre için yalnızlıktan kurtarıyor, sonrası daha büyük bir yalnızlık. Çünki aslında aşk diye bir şey yok, bu yalnızlıktan korkan bizlerin uydurması. Toplumsal bir şartlanma. Biz insanlar kuğular gibi tek eşli değiliz, kuğulara öykünüyoruz yalnızca, olamayacağımız birşeyi olmaya çalışıyoruz, olamadığımız için acı çekiyoruz. Biz gidenin ardından ağlarız yalnızca, gururumuz kırıldığından. Sevmek farklı bir olgu, insan mantığıyla sever. Olgunlaşmak dedikleri bunu kabullenmek sanırım. Keşke içindeki çocuğu kaybetmeden büyüyebilse insan. Bunu gerçekten başaran insanlar varmı acaba.

    YanıtlaSil
  2. merhabalar.. bu bloga geldim mi ben daha önce.. çok zmn oldu blog yazmayalı unuttum sankii gelmemişsem hoşgelmiş oliimda :)

    YanıtlaSil
  3. aa ama çok yavaşsın.Hergün açıyorum sayfanı ama tık yok. Hadi hareket bekliyorum.Lütfen.. :))

    YanıtlaSil
  4. okadar garip ki sanki beni yazmışsın. bu kadar çok benziyebileceğimizi 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi.
    hayata anlam katıyor muyuz yada bu hayatta bir anlamımız varmı bilmiyorum.sadece birşeylerden uzak durmaya çalışıyoruz sanki biz. uzak olsun ben sen kabuğumuzda kalalım. aman kimse bizim farkımıza varmasın. böle herşey daha kolay olacakmış gibi geliyor. ama hayat hiç kolay değilmiş.
    MTLD

    YanıtlaSil
  5. MTLD, biz seninle birbirimizi itecek kadar aynı, neden beraber olmuyoruz diyerek birbirimizi sadece uzaktayken özleyecek kadar yakın iki insanız. Biz en önemli gelişimimizi beraber yaşadık, aynı şekilde geliştik, aynı şeylere küstük, aynı şeylerden zevk aldık.

    YanıtlaSil

Gizli Özne

Sürekli dönüp dönüp onun yazdıklarını okuyorum. Facebook'ta onun resimlerine bakıp duruyorum, beraber yazışmalarımızı yeniden yeniden...