Çarşamba, Ekim 18, 2006

Boşanma

        Ben annem ile babamın bir arada olduklarını ve ardından nasıl boşandıklarını hiç hatırlamıyorum, belki hatırlamak işime gelmiyor, belki de gerçekten hatırlayamayacak kadar küçüktüm bilmiyorum. Kendi aklımla düşünebildiğim zamanlardan sonra hep söylemişimdir, “Neden ayrıldıklarını merak etmiyorum, beraber vakitlerini nasıl geçirebildiler, bir araya nasıl gelip de, nasıl evlenmeye cesaret edebildiler, daha çok bunları merak ediyorum. Çünkü onlar cidden ayrı kültürün, ayrı yaşayış tarzlarının insanları.” Ama aklımda kavga görüntüleri kalmış -gerçi o da telefondan yapılan bir kavga- ve hep iyi ki ayrılmışlar ne gerek var diyorum birbirlerini yerken bizim arada olmamıza.
        
        Boşanmış ailenin çocuğu olmak ve boşanmamış ailenin çocuğu olmak çok farklı şeyler. Kimse yalnış anlamasın kimseyi suçlamıyorum yada kendime “yazık bana!” demiyorum çünkü hayatımdan gerçekten mutluyum ve annnemi, babamı gerçekten seviyorum, çünkü onlar hakikaten ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı. Yine de insan galiba karşıdakinin artılarını kendi eksisi haline getirmeye bayılıyor.

        Sen büyüyene kadar birbirlerine kızgınlıklarını anlatıyorlar, yanlışları birbirlerine yüklüyorlar ve sürekli birbirlerini eleştiriyorlar, belki bunu sözcükleri kullanmadan yapacak kadar olgunlar ama hareketlerindeki, bakışlarındaki değişiklikleri hissediyorsun, sürekli susmak zorunda kalıyorsun çünkü onlar siz çocuk olduğunuzdan anlamadığınızı düşünsede onların en küçük hareketlerinde anlıyorsun neler olduğunu, sadece sende bunu kafanın içinde sözcüklere dökmüyorsun, aynı onlar gibi. Sürekli birbirlerini suçluyorlar kendi içlerinde, sürekli bir suçlu arıyorlar senle ilgili her sorunda, hiç bir zaman kabullenmeyi seçmiyorlar. Kabullendiklerinde veya suçu üstlendiklerinde bile “doğru hata bende, ona izin verdim!” şeklinde oluyor ve hiç bir zaman rahatlayamıyorsun, çünkü yasaklar içindesin, bir taraf ile ilgili olayı veya fikri diğer tarafla paylaştığında, anlattığın taraf sürekli içinden söylenmeye başlıyor, sende susuyorsun. Yaptığın hatalar ve karakterindeki eksiklikler karşı tarafı eleştiri malzemesi oluyor bir anda “Aman yavrum, geninde var ama onun gibi olma” bakışları geliyor karşına birden ve sende kendini suçlamaya başlıyorsun.
        
        Belki bir çok söylediğim şey ebeveynleri bir arada olanlar içinde geçerli ama onlar için geçerli olmayan birşey, aslında kökünde onlara ait olan bu sorunları kendin halletmek zorunda kalıyorsun, diğer herşey gibi. Ve halledemediklerin süre içinde birikiyor, kaçmayı tercih ediyorsun, zaten dolu olmayan hayatında, tek başına bırakıyorsun kendini. Onlarsız, ırsi olmayan karakterler geliştirmeye çalışıyorsun kendine, o zamana kadar birikmiş üstünden atman gereken “karşı tarafın eksikliği” kusurların yanında.

        Mükemmel olmaya çalışıyorsun, “mükemmel diye bir şey yoktur!” cümlesini duymak istemeden devam ediyorsun yoluna. Herşeyi, kusur denilebilinecek herşeyi yok etmeye çalışıyorsun, hiç bir şeyi kabullenmiyorsun çünkü onların düşünceleri bir kenara, artık onlardan biri durumuna düşmemek için, boşanmamak diye bir şeyin varlığına inanmadığın hayatta, kendi müstakbel çocuklarına aynı şeyi hissettirmemek için çabalıyorsun. Olmayacağını zamanla anlıyorsun ve kabullenmeye başlıyorsun.

        Kabullenmeye başladığında ise “mükemmellik” kelimesinin binlerce kilometre uzağında olmak değil, düzeltmeye çalıştıkça değişmeyecek şeylerin içine atılmış bir yığıntısı çıkıyor karşına, etrafına bakıyorsun ve kendini geç kalmış hissediyorsun.

        Bütün karakterini sırt çantana koyup yürümekten başka çaren kalmıyor, yavaş yavaş; dersini almış olman gerekir ve geç kalmışlıkta kabullenmen gerekecek kusurlarından biri olacaktır artık...

4 yorum:

  1. Sevginin her türlüsünde, sevginin en bariz göstergesi sahiplenme duygusu. Ama bunu elde edebilmek için mücadele etmek gerekli bence. İnsanlarla arandaki bağı güçlendirmek sahiplenilmek ve dolayısı ile kendini yalnız hissetmemek kendi elindedir belki.

    İzninle bu sefer biraz ukalalık etmek istiyorum.Sıkılırsan okuma.

    İnsanların genleriyle taşıdıkları bir çok şey alışkanlıklarla değişebilir belkide. En ağır suçlamalar, suçlamadığını zannetiğnde yaptığın sessiz suçlamalardır. Annen ve baban eğer birbirlerini sesli olarak (duyulan ve duyulmayan şekilde) suçluyorlarsa gerçekten karşı tarafın suçlu olduğuna inanmadıkları içindir. Eğer bir zamanlar, çocuk sahibi olacak kadar birbirlerini sevmişlerse, ne denli ayrı dünyaların insanları olsalarda , içlerinde, derinde bir yerlerde kalan güçlü sevgi bağının sesini duymamak içindir. Birbirlerini anlayamamış ve birbirlerine kırılmışlardır çünki. İkiside mücadele edenin karşı taraf olması gerektiğini düşünmüştür muhtemelen, mücadele etmeden kaleyi bırakmış olmasına duyduğu öfke şekil değiştirmiştir.Bu öfkeyi boşaltamadıkları için de kin ve nefrete dönüşmüştür belkide.

    Hiç kimse mükemmel değildir, karşımızdaki insanları iyi yönleri ve bize uymayan (kötü) yönleriyle daha çok severiz. Mükemmel olan (daha doğrusu mükemmel olduğunu sanan) insanlar genelde hiç kimse tarafından sevilmez. Kusur, insan gibi insan olmanın göstergesidir. Önemli olan insanın kendi kendini kusurları, hataları ile kabullenmesi ve sevebilmesidir. Yoncanın uğurlu sayılanı kusurlu olan 4 yapraklısıdır.

    Annen ve baban hala birbirlerini eleştirmeye devam ediyorlarsa ve hala birbirlerine öfke duyabiliyorlarsa bu birbirlerine hala kayıtsız olmadıklarının, hala birbirlerini sahipleniyor olduklarının göstergesidir. Birbirleri için ve (bu sevginin somut göstergesi) çocukları için endişeleniyorlardır. Öfke ve intikam duyguları kayıtsız olduğunuz insanlar için geçerli değildir.Babanla anneni , annenle babanı çekiştirmekten korkma , suçluluk da duyma, onlar senin annen ve bababn sen dünyada yokken birbirlerini tanıyorlardı ve seviyorlardı. Şimdi birbirlerine duydukları öfkenin nedenlerini bilirsen, anlarsan, daha az etkilenirsin. Kendini de tanımış olursun. Öfkeler boşaltılamadığı zaman insanların içini yakar.

    Annenizin yapmasından hiç hoşlanmadığınız şeyleri yapıyor olması, örneğin elinde soyulmuş elma ile peşinizden dolaşması, sırtınıza yün ceket getirmesi, yatağınızı toplaması, size sürekli özel sorular sorması, size saçma gelen yorumları,(bu örnekleri çok çeşitlendirebiliriz). onun sizi sahipleniyor olmasının göstergesi değilmidir. Yaptığı davranıştan hoşlanmasanızda ondaki bu duygudan hoşlanmadığınızı söyleyebilirmisiniz. Ama siz bu tür davranışları şiddetle geri çevirdiğinizde, sizi gerçekten üzdüğünü düşünen anneniz bu sahiplenme duygusunu içine atacak istenmediğini düşünecek ve uzaklaşacaktır. Ya da babanızın eleştirileri, daha çok para ile ilgili söylenmeleri , bu çocuk adam olmaz, zaten bunun dayısıda böyleydi lafları vs vs. Evliliklerin sonunu getirende, anne baba ile çocuklarının bağını azaltanda, bu tür davranışların arkasındaki nedenleri doğru seslendiremiyor olmamız ne yazıkki.

    Bence senin kendini yalnızlığa mahkum etmiş olman saptaması doğru, ama gerekçelerin yanlış.

    Annene veya babana kaç kere seni seviyorum dedin acaba, yada boşanmadan önce annen babana veya baban annene kaç kere seni seviyorum dedi , yani laf olsun diye değil şöyle sarılıp gözlerinin içine bakarak içten bir sesle, veya kaç kere sana ihtiyacım var yanımda ol lütfen dedin, bence hiç dememişsindir, baban annene, annende babana dememiştir. Bu tarz sözlerin söylenmemiş olmasının türlü gerekçeleri vardır; Üşenmek,sıkıntıya gelememek, zaten biliyor ne gereği var diye düşünmek, bir yığın haksız yada haklı gerekçe vardır mutlaka. Genelde bu sözleri direkt olarak söylemek yerine suçlamayı tercih ederiz. Benimle hiç ilgilenmiyorsun , ya da beni sevmiyorsun, bıktım senden, vs vs. Ya da susarız , surat asarız, ilgisizlikle cezalandırırz. Bekleriz ki karşımızdaki insan hayır seni seviyorum desin ya da ilgilensin. Ama ters teper, aldığımız cevap genelde sende ilgilenmiyorsun , sende sevmiyorsun, bende senden bıktım vs vs. Ve aynı ilgisizlik cezası. Sonrası malum kavgalar ve sonucu olarak kendini yalnız, çaresiz hisseden insanlar topluluğu. Ve en kötüsüde bunu itiraf edemeyip, benim kimseye ihtiyacım yok kandırmacası. Bütün bunların aslında tek nedeni mücadele etmeye üşenmemiz. Mücadele öylesine olumsuz bir kavram haline getirilmişki kavga-döğüş ile eşleşmiş neredeyse. Oysa herşeyin bir bedeli vardır, aynı evi paylaşmaya çalışmak bile bir mücadele gerektirir, duyguları paylaşabilmek ise en zoru, ama nedense biz herşeyi mücadele etmeden, emek harcamadan elde etmek istiyoruz. Annenle babanı eleştirerek veya suçlayarak gelecekte yaşayacağın güzellikleri kısıtlayacağına onlara sahip çık mücadele et, birbirleri için olumlu olan duygularını ortaya çıkarmalarına yardım et, bir araya gelmeleri gerekmez ama olumlu duyguları ifade etmeleri, birbirlerinden beklentilerini doğru ifade edebilmeleri, senin hayatını kolaylaştırır, kendini daha az yalnız hissetmeni sağlar.

    Bence babana veya annene şunu sormalısın önce, annemde ; veya babamda ki iyi özellikleri sayarmısın, neden evlenmiştin onunla. Sana onlarca iyi özellik sayacaklardır biraz zorlarsan, ve bu özelliklerin sendeki iyi özelliklerle örtüşdüğünü göreceksin. Sonra da kötü özellikleri sor, bu özelliklerinde sendeki kötü saydığın özelliklerin bazılarıyla örtüştüğünü kabul etmesende göreceksin. Bence kişilik dünyaya geldiğimizde neyse odur yalnızca alışkanlıklarımızı değiştirebiliriz. Alışkanlıklarımız bizdeki zaten var olan kişiliği olumlu ya da olumsuz kılar.

    Geç kalmak hiçbirşey için, önemli değil , önemli olan gittiğin yoldan geri dönmemek için harcadığın, kaybettiğin zamandan kazanabilmek. Biraz irade, biraz emek kaybettiğin herşeyi , zamanıda dahil olmak üzere sana kazandırır. Hayat merdiven gibiymiş, önce çıkar sonra inermişsin. Ne kadar hızlı çıkarsan o kadar hızlı inermişsin. Boşver ağır ağır çık, ağır inersin.

    Biraz ukalaca ve uzun oldu biliyorum , ama senin yaşadıklarının hepsini bende yaşadım, senin gibi hissediyordum, seni anladığımı zannediyorum.

    YanıtlaSil
  2. Ukalalık olmamış merak etme... İstediğin zaman bu şekilde yorumlar yazabilirsin, sevindirir...

    Aklıma takılan bir kaç şey için, bir iki şey söylemek istedim sadece. Birincisi anneye babaya seni seviyorum dememenin nedeni buna alışmış olmamız, belki küçükken üşendiğimizden ve bunun gibi şeylerden ama artık bunun böyle olmadığını biliyorum, rahatsız etmiyor ama sadece garip geliyor onlara söylediğim zaman; dediğim gibi alışmamışım. İkincisi bu yazımda onların gerçekten hissettiklerinin ne olduğunu değil onların hislerine bizim içimizde verdiğimiz isime değinmek istedim.

    Ve elbetteki birbirlerinde bierşeyler buldular ki evlendiler, ne bulduklarını kapanmış dosyaları açmayı sevmediğimden direkt sormam ama zaten biliyor gibiyim. Ama son anlardır akılda kalan belki de, ne zaman bir kusurumuz keşfedilse o aslında bizim kusurumuz olmaz ve karşı tarafa mal edilir, aslında doğrudur sonuçta iki taraftan aldığımız kusurlar vardır ve bence bunları kabul etmemiz gerekir, onlarla yaşamayı öğrenmemiz ama ben bunu yapmadım çünkü bunun bende olmaması gereken bişey olması gerekiyordu. vs. vs.

    Sonuçta farklı, boşanmış ailenin çocuğu olmak ve olmamak çok farklı, belki bir adım geriden götürüyo insanı ama daha sağlam...

    Dediğim gibi şikayetçi değilim yada kimseyi suçlamıyorum ama çok uzağım aile kavramına...

    YanıtlaSil
  3. Aile kavramı sence nedir, nasıl olmalıdır aile denen şey. Nasıl bir ailen olmalıydı veya ilerde sahip olmayı planladığın aile nasıl birşey. Mesela aile mutlaka minimum 3 kişilikmidir, yoksa bir anne ve çocuk veya bir baba ve çocuk ile aile olunurmu. Aile yaşamı nasıldır, sence nasıl olmalıdır. Nasıl aile olunur. Aile olabilmek için kan bağı olması gerekir mi vs vs vs ???

    YanıtlaSil
  4. işte bilmiyorum! Aile nedir nasıl olmalıdır? Uzağım derken onu kastediyordum! Ama herhalde minimum 3 kişilik birşeyden bahsediyorum aile derken, çünkü babam annem ve bir abim var ve bir ailem var ama kavram olarak bana uzak!.. Sevgi sağlıyorsa aileyi, sevgi de var, ama sonuçta etrafımda gördüğüm o şekil yok.

    Her neyse uzatmak istemiyorum, çünkü uzattıkça kendime bile yanlış geliyo çünkü şikayetçiymişim gibi cevaplar vermek zorunda kalıyorum çizgiyi netleştirmek için, ya da yazım öyleydi ama şikayetçi değilim diye söyleyip durmamın bir nedeni var o da; çizgi ince ve ben bahsettiğim taraftayım ama çizgiden çok da uzakta değilim...

    YanıtlaSil

Gizli Özne

Sürekli dönüp dönüp onun yazdıklarını okuyorum. Facebook'ta onun resimlerine bakıp duruyorum, beraber yazışmalarımızı yeniden yeniden...