Güneş tam tepede, arabayı hızlı bir şekilde parkedip camları kapatıyorum, aklımda ki tek düşünce camların bir an önce kapanması ve o sıcakta arabanın içinden bir an önce çıkmak. Camlar kapanıyor ve hızlıca defterimi, kitabımı alıp arabanın dışına çıkıyorum. Elimde defter ve kitap, güneş tam tepemden vuruyor ve herşey rahatsız edici şekilde sarı görünüyor,görüntüler sıcaktan dalgalanıyor resmen. Burnumda sadece asfaltın sıcaktan çıkardığı koku ile daha önce geçmiş olan otobüslerin o sıcak egsoz kokusu var. Herşeye rağmen o an bile hayatımdan memnunum, biliyorum ki okulun kapısından içeri girince sıcağın verdiği sıkıntıdan eser kalmayacak. Başım önüme eğik hızlıca yürüyorum okula doğru...
Kapıdan içeri giriyorum ve girdikten hemen sonra asansörün orada onu görür gibi oluyorum. On saniye önce tek düşündüğüm bezdirici sıcaktan bir an önce kurtulmak iken, onu görmek sıcaktan şikayetlenmemenin ödülü gibi geliyor. Asansörü bekliyor, yakınlarında onun gibi asansörü bekleyen belki on kişi daha var. Gözümün önünde o, aklımda ona nasıl gülümseyeceğim ve ardından nasıl bir tonla “merhaba” demem gerektiğini hızlı bir şekilde aklımdan geçiriyorum.
Yaklaştıkça, diğer bekleyenler yavaş yavaş gölgeye dönüşüyor, renkler daha parlaklaşıyor; çok serin, sakinleştiren, beyaz bir parlaklık. Derin bir nefes alıyorum, sessizce, içime o bütün derinden gelen huzur kokusunu çekiyorum ve çok sessiz adımlarla, onun baktığı yöne doğru dönüp tam sağında duruyorum, aramızda sadece bir sesin geçebileceği boşluk ve sol elimde tuttuğum defterler var. Bütün enerjisini içimde hissediyorum. Ona doğru gözlerimi bile kaçırmazken, gökte bütün ruhumuz büyük bir aşkla öpüşüyor.
Bizi yere indiren asansörün kapısının açılma sesi oluyor. Yerimden kıpırdamak istemiyorum, asansörün kapısının kapanmasını, ardından yine yukarıya dönmek istiyorum ama o öne doğru bir adım atıyor. O anda elini tutmak ve “gitme” demek istiyorum ama daha “merhaba” bile diyemezken, düşüncelerim bana ütopik geliyor. Yerimden kıpırdayamıyorum, kıpırdamak istemiyorum.
O sanki benden hiç haberdar olmamış gibi herkesle birlikte asansöre biniyor, kendimi rüyadan uyanıyormuş gibi hissediyorum ama uyanmak istemiyorum. Asansöre bindikten sonra arkasını dönüyor ve o anda koca bir saniye boyunca birbirimize bakıyoruz, yeniden insanlar gölgeye dönüşmeye başlıyor. Sadece onun, o derin mavi gözleri var, geri kalan heryer aynı huzur dolu beyaza bürünüyor. Çok hafif bir gülümseme beliriyor yüzünde. Başını yavaşça yere doğru eğiyor, utanarak ve yavaş yavaş bana doğru gelmeye başlıyor, asansörden çıkarken kapı kapanmaya başlıyor, onu hafifçe itiyor, sanki bir şey olduğunu hissetmemiş gibi biraz sendeledikten sonra bana doğru gelmeye devam ediyor. Hiç asansör gelmemiş gibi aynı yerine geliyor ve bana doğru kafasını çeviriyor. Bir süre sadece birbirimizin gözlerinin içine bakıyoruz ve yavaşça onun gözleri aşşağı doğru kayıyor ve ellerime bakarak yavaşça sağ elinin dışıyla, sol elimin dışına dokunuyor. Sonra yavaşça bakışlarımızı asansörün kapısına doğru çeviriyoruz ve o sırada ben yavaşça sağ elimle defterleri sol elimden alıyorum ve yavaşça onun incecik, serin ellerini tutuyorum...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Gizli Özne
Sürekli dönüp dönüp onun yazdıklarını okuyorum. Facebook'ta onun resimlerine bakıp duruyorum, beraber yazışmalarımızı yeniden yeniden...
-
Nedense canım sıkıldıkça yazıyorum ve sonuçta sizin de canınızı sıkacak bir şeyler yazmış oluyorum. Biraz kitap okuyayım dedim, kita...
-
Photographs by Bora & Özgür Ulutaş, but registered by Bora Ulutaş. Don't use... :)
-
Aslında aklımda pek bişey kalmadı İstanbul gezisinden, sadece bir iki isim ve sıkıntılı bir dönüş yolculuğu. Bir önceki yazı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder