Ben annem ile babamın bir arada olduklarını ve ardından nasıl boşandıklarını hiç hatırlamıyorum, belki hatırlamak işime gelmiyor, belki de gerçekten hatırlayamayacak kadar küçüktüm bilmiyorum. Kendi aklımla düşünebildiğim zamanlardan sonra hep söylemişimdir, “Neden ayrıldıklarını merak etmiyorum, beraber vakitlerini nasıl geçirebildiler, bir araya nasıl gelip de, nasıl evlenmeye cesaret edebildiler, daha çok bunları merak ediyorum. Çünkü onlar cidden ayrı kültürün, ayrı yaşayış tarzlarının insanları.” Ama aklımda kavga görüntüleri kalmış -gerçi o da telefondan yapılan bir kavga- ve hep iyi ki ayrılmışlar ne gerek var diyorum birbirlerini yerken bizim arada olmamıza.
Boşanmış ailenin çocuğu olmak ve boşanmamış ailenin çocuğu olmak çok farklı şeyler. Kimse yalnış anlamasın kimseyi suçlamıyorum yada kendime “yazık bana!” demiyorum çünkü hayatımdan gerçekten mutluyum ve annnemi, babamı gerçekten seviyorum, çünkü onlar hakikaten ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı. Yine de insan galiba karşıdakinin artılarını kendi eksisi haline getirmeye bayılıyor.
Sen büyüyene kadar birbirlerine kızgınlıklarını anlatıyorlar, yanlışları birbirlerine yüklüyorlar ve sürekli birbirlerini eleştiriyorlar, belki bunu sözcükleri kullanmadan yapacak kadar olgunlar ama hareketlerindeki, bakışlarındaki değişiklikleri hissediyorsun, sürekli susmak zorunda kalıyorsun çünkü onlar siz çocuk olduğunuzdan anlamadığınızı düşünsede onların en küçük hareketlerinde anlıyorsun neler olduğunu, sadece sende bunu kafanın içinde sözcüklere dökmüyorsun, aynı onlar gibi. Sürekli birbirlerini suçluyorlar kendi içlerinde, sürekli bir suçlu arıyorlar senle ilgili her sorunda, hiç bir zaman kabullenmeyi seçmiyorlar. Kabullendiklerinde veya suçu üstlendiklerinde bile “doğru hata bende, ona izin verdim!” şeklinde oluyor ve hiç bir zaman rahatlayamıyorsun, çünkü yasaklar içindesin, bir taraf ile ilgili olayı veya fikri diğer tarafla paylaştığında, anlattığın taraf sürekli içinden söylenmeye başlıyor, sende susuyorsun. Yaptığın hatalar ve karakterindeki eksiklikler karşı tarafı eleştiri malzemesi oluyor bir anda “Aman yavrum, geninde var ama onun gibi olma” bakışları geliyor karşına birden ve sende kendini suçlamaya başlıyorsun.
Belki bir çok söylediğim şey ebeveynleri bir arada olanlar içinde geçerli ama onlar için geçerli olmayan birşey, aslında kökünde onlara ait olan bu sorunları kendin halletmek zorunda kalıyorsun, diğer herşey gibi. Ve halledemediklerin süre içinde birikiyor, kaçmayı tercih ediyorsun, zaten dolu olmayan hayatında, tek başına bırakıyorsun kendini. Onlarsız, ırsi olmayan karakterler geliştirmeye çalışıyorsun kendine, o zamana kadar birikmiş üstünden atman gereken “karşı tarafın eksikliği” kusurların yanında.
Mükemmel olmaya çalışıyorsun, “mükemmel diye bir şey yoktur!” cümlesini duymak istemeden devam ediyorsun yoluna. Herşeyi, kusur denilebilinecek herşeyi yok etmeye çalışıyorsun, hiç bir şeyi kabullenmiyorsun çünkü onların düşünceleri bir kenara, artık onlardan biri durumuna düşmemek için, boşanmamak diye bir şeyin varlığına inanmadığın hayatta, kendi müstakbel çocuklarına aynı şeyi hissettirmemek için çabalıyorsun. Olmayacağını zamanla anlıyorsun ve kabullenmeye başlıyorsun.
Kabullenmeye başladığında ise “mükemmellik” kelimesinin binlerce kilometre uzağında olmak değil, düzeltmeye çalıştıkça değişmeyecek şeylerin içine atılmış bir yığıntısı çıkıyor karşına, etrafına bakıyorsun ve kendini geç kalmış hissediyorsun.
Bütün karakterini sırt çantana koyup yürümekten başka çaren kalmıyor, yavaş yavaş; dersini almış olman gerekir ve geç kalmışlıkta kabullenmen gerekecek kusurlarından biri olacaktır artık...